Yaratılmış bütün canlıların olduğu gibi, insanoğlu da toplumsal bir yaratıktır. Var oldukları ilk dönemlerden başlayarak biri birileri ile sürekli iletişim hâlinde olmuşlardır. Tek başına yaşamanın sıkıcılığından, ya da ikisinin de yararına karşılıklı paylaşılabilecekleri bir şeylerinin varlığından olsa gerek, bu iletişimi süreklileştirmenin yollarını aramışlardır.
Bilim insanları, iletişim kurmanın pek çok yolunun olduğunu ve bunlardan en çok seslerin kullanıldığını belirtmektedirler. Bilebildiğim kadarıyla bu konuda hayvanlar âleminin en gelişmişi
yunuslardır. Yapılan araştırmalara göre onlar hemcinslerine, yaklaşan tehlikeyi, avlarının yerini ve bunun gibi daha pek çok şeyi çıkardıkları ve duruma göre değişen sesleriyle anlatabildikleri gibi, karşısındakine olan duygularını da aynı yolla anlatabilmektedirler. Dokunarak ya da koklaşarak iletişim kurulabiliyordu. İnsanlar da bunların hepsini tek-tek veya birkaçını bir arada kullandılar. Çıkardıkları seslerin daha rahat anlatıma, yani konuşma yeteneğine dönüşmesiyle işleri biraz daha kolaylaştı. Her an yan yana gelemeyenler için yine de zorluklar vardı. Çivi yazısı ve hiyeroglifin keşfi ile insanlar arasındaki iletişim daha büyük boyutlara ulaştı. Yazdıklarını posta güvercinleri, özel ulaklar ve benzeri yollarla ulaştırmaya başladılar. Eskiden bu tür iletişimler kullanılırken günümüzde teknolojinin inanılmaz boyutlara ulaşmasıyla(yazılı ve görsel basın, internet-telefon v.s) haberleşmede mükemmel bir ortam oluştu.
Bu ortamı en iyi kullanan kesim entelektüellerdir Şair, yazar, oyuncu ve bunlar gibi, genel olarak sanatçı olarak adlandırabileceğimiz insanlar bu gruba girerler. İletişimin kuruluşu kadar devam ettirilebilmesi de önemlidir. Hattâ denilebilir ki devamı, kuruluşundan daha fazla önem arz eder. İşte burada sanatçılar bence toplumun diğer kesimlerinden daha yeteneklidirler. Çünkü karşısındakinin gururunu okşayarak bağı sağlamlaştırmak ya da en azından koparmasını engellemek bir beceri işidir.
Yukarıda da yazdığım gibi bu beceriyi en iyi gösterebilenler entelektüellerdir ve bunun da anormal bir tarafı yoktur. Hatta karşı tarafı onore ettiği için insancıl bir davranıştır. Yapılmak istenilene bir de olumsuz yönden bakıp davranışın altında bit yeniği ararsak durum biraz değişir Karşısındakinin gururunu okşayanın niyeti diyelim ki onore etmenin ötesine gidiyor.Ötesi ne olabilir ki diye soracak olursanız,diyebilirim ki; Örneğin peşinden başının ve saçlarının okşanması,omzunun okşanması.. Liste bu şekilde daha aşağılara kadar uzayabilir. Gururu okşanılan kişinin bu son yazdıklarıma bir itirazı olmuyorsa ve bunları da normal sıradan davranışlar olarak görüyorsa bu makalenin son paragrafını yazılmamış kabul etsin.
















