Her çekip giden, büyük insan. Orta da, arkada kalan soru soran, ağlayan, üzülen olmuştur hep.
Hayatınızı adadığınız insan...
Ölümüne seviyorsunuz, onun için çıldırıyorsunuz. Herşeyi yapmaya hazırsınız. Ağzından dökülecek her bir kelime, ki ağzına bakıyorsunuz, bir kaç kelime için deli oluyorsunuz ve sizin için emir kabul ediyorsunuz her kelamını. Onsuz geçen zamanı ölü, onla geçen zamanı ise çok çabuk bitiyor, çok çabuk geçiyor diye yorumluyorsunuz. Kokusuna hayransınız. Saçına dokunuyorsunuz. Her seferinde rüyadamısınız yoksa gerçek hayattamı bilmiyorsunuz. Onunla uzak ülkelere gitmeyi düşünüyorsunuz hayal bile olsa. Aklınıza gelen her güzel şeyi sadece birlikte yapmayı istiyor ve hayatınızı öyle planlıyorsunuz. Onsuz olamıyorsunuz. Her sabah güneşe bakar gibi onun yüzüne bakıyorsunuz. Nefesini soluyorsunuz. İşte bu kadar çok seviyorsunuz ve onun da sizi işte bu kadar çok sevdiğini düşünüyorsunuz. Ki sık sık dile de getiriyor. Duymak gerçekten hoşunuza gidiyor. Kalp atışlarınız hızlanıyor.
Günler geçiyor...
Bir gün geliyor ve;
"Ben seni o kadar çok sevmiyormuşum!" cümlesi dökülüyor o her zaman size "seni çok seviyorum" diyen dudaklardan, hiç beklemediğiniz bir zamanda...
Bu anı yaşamaktansa cehennemin kükürtlü havasını solumayı, ateşinde yanmayı tercih edebileceğinizi kendi kendinize tekrar tekrar söylüyorsunuz. Sinirleniyorsunuz, üzülüyorsunuz, nefes almakta zorlanıyorsunuz.
Yıkılıyorsunuz...
29/03/2009
İbrahim Cihan DİKMEN
Yıkılıyorsunuz...
29/03/2009
İbrahim Cihan DİKMEN
















